Kehribar Taşı Hakkında 8 Bilgi

Bir kehribarın gerçek olup olmadığını nasıl anlayabileceğinizi biliyor musunuz? Yazımızda kehribarın ayırt edici özelliklerini sekiz maddede anlatıyoruz.

03 Kas 2021

Okunma

1#

Kehribar “taş” olarak bilinse de aslında ne bir taş ne de bir kayadır. Bu haliyle diğer taşlardan daha ilk maddede ayrılır. Kehribar aslen, milyonlarca yıl önce genellikle tropikal bölgelerde yaşamış ağaçların salgıladığı reçinenin fosilleşmiş halidir.

2#

Kehribarı ayrıcalıklı kılan bir özelliği de yarı saydam yapısı üzerinde fosilleşmiş böcek, çiçek, yaprak kalıntıları bulundurabilmesidir. Bugün sıkça rastlayabileceğiniz, içinde neredeyse taşın boyutu kadar fosil barındıran kehribarların çoğunlukla gerçek olmasa da yaratıcı bir zekânın ürünü olduğunu söyleyebiliriz.

3#

Her şeyden önce güllerin bir dili var. Renkleriyle konuşan, insandan insana mesaj taşıyan birer ulak onlar. Lal olmuş küsmüşlerin, bir türlü derdini anlatmayı beceremeyenlerin, gönül almak, gönül vermek isteyenlerin en güçlü ve gür sözcükleri… Çok az bir pratikle bu dili öğrenmek de mümkün. Örneğin, açmamış beyaz bir gül, kişinin “saf ve temiz duygular beslediği” anlamına geliyor. Kırmızı gül “evlenmek” isteyenlerin, dikenleri ayıklanmış kırmızı ve beyaz gül goncası “artık korkmuyorum ve umut ediyorum” diyenlerin, kırmızı-beyaz-pembe gül ise “yıldırım aşkına tutulduğunu ”söyleyenlerin mesajını taşıyor.

4#

Gülün insanı gülümsetmesi için sadece kucağınıza gelen şık bir buket olması gerekmez. Paslı bir peynir tenekesinde de yetişse, bir bahçenin içinde de; bir kitap arasında kurutulmuş ya da bir fotoğrafta çerçevelenmiş de olsa görüldüğü her yerde gülümsetmeyi bilir.

5#

Bu şahsiyetli çiçek zarifliği, çekiciliği, kokusu ve kırılganlığı ile çoğu zaman iltifat malzemesidir. Bir şey çok güzelse “gül gibi” denir… Gülüyorsa, mutluysa, “gül açmış”, sevmeye kıyılamıyorsa “gülüm benim”… Ama her zaman iltifat için de kullanılmaz. Mesela gülün solması oldukça hazin bir meseledir. Yapraklarını dökmesi de öyle… “Gül gibi sararmış solmuş.” sözü dramatik durumlar için sarf edilir. Hele bir de dikeni vardır ki… Hepimiz biliyoruz: Gülü seviyorsanız dikenine katlanırsınız.

6#

“Renksiz” derken siyah ve beyazı kastediyor olmak insanoğluna has bir hata. Siyah bir güle bakarken adeta hipnoz olmanızı sağlayan etken tam da bu can alıcı renktir aslında. Türkiye’de sadece Halfeti’de yetişen “kara gül”ün tohumunu alıp başka bir yere dikmeye kalkıştığınızda artık siyah gülmüyor olduğunu göreceksiniz. Ama bazen yerinde açarken de rengini kırmızıya çevirdiği olabiliyor. Hissettirdiği tüm matem havasına rağmen, “kara” da olsa bir gül olan çiçek, dalında buram buram koku salmaktan geri durmaz.

7#

Zaman zaman arabesk anlamlar yüklendiği de olmuştur. Yere serpiştirilen gül yaprakları, yakaya takılan kırmızı bir gül, eldeki gülü koklayarak yürümek, kaset takılı teypten, “Gülüm benim gülüm benim, derdim aşkım canım benim.” şarkısını dinlemek gibi…

8#

Gördüğünüz gibi insanoğlu gülü her zaman dalında bırakmamış, onun anlamından olduğu kadar kokusundan, tadından, suyundan faydalanmanın yollarını aramıştır. Koklamakla yetinmeyip gül gibi kokmaya özenenler için yağından parfüm, ferahlatıcı etkisini cildinde hissetmek isteyenler için suyundan da gül suyu üretilmiş mesela… Türkiye’de gül yağı elde edilebilecek güller en çok Isparta ve Burdur’da yetiştirilmekte.

BENZER İÇERİKLER