Mehteran, Osmanlı Dönemi’nin en eski askerî bandolarından biridir. Tarihî ve kültürel önemiyle dikkat çeken bu geleneği yazımızda ele alıyoruz.
Bir mehter takımında aynı çalgılara sahip çok sayıda takım bulunurdu ve bu nedenle kişi sayısı bazen 200’e ulaşan bando takımına “mehterler” anlamına gelen “mehteran” da denirdi.
Mehter kelimesi, “en büyük, üstün, üst düzey görevli” anlamına gelen Farsça “mihter” kelimesinden türetilmiştir. Mehterin kullandığı müzik aletleri üflemeli, vurmalı ve çarpmalı çalgılardan oluşuyordu.
Tabılbaz, kerrenay gibi sadece kendilerinin kullandığı özgün çalgıları vardı ve zil, nekkare, davul, kös, zurna, boru, nısfiye, klarnet de kullandıkları diğer çalgılar arasındaydı.
Bandoda herkesin ayrı görevleri bulunuyordu. Örneğin çorbacıbaşı en önde yürüyen kişiydi… Çevgani ise yine sadece mehterde kullanılan ve ucunda küçük ziller bulunan müzik aletini kullanıyordu.
Davul çalan kişiye davulzen, boru çalana boruzen, zurna çalana zurnazen denirdi. Bu görevler köszen, zilzen, nekkarezen, tuğcu, sancaktar diye devam ederdi ve kıyafet renkleri görevlere göre değişirdi.
Mehter takımı marş çalmaya başlamadan önce mutlaka gülbank söyler, yani dua ederdi. Marşlarsa sözlü olabildiği gibi sadece müzikten de oluşabiliyordu.
Farklı yüzyıllarda mehter marşı besteleyen önemli bestekârlar yetişti. Bugün aşina olduğumuz marşların birçoğu çıkılan seferler sırasında söylenen değil sonradan bestelenen marşlardır.
Bugün orijinal kıyafetleri içinde bir mehter takımı izlemek, bu görsel ve işitsel şölene tanıklık etmek isteyenler İstanbul’daki Askeri Müze’de belirli günlerde bu isteklerini gerçekleştirebiliyorlar.