Aşk Üzerine Yazarların Görüşleri

Aşk, farklı yazarların kaleminde farklı anlamlar kazanır. Yazımızda aşkın edebiyattaki çeşitli yorumlarını ve bakış açılarını bir araya getiriyoruz.

06 May 2022

Okunma

Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan, Oğuz Atay

“Zaten bu büyük âlemde kendimizi ayrı ayrı düşünecek olsak mutlak değerimiz sanki nedir. Eğer birimizin bir kıymeti varsa, o da diğerinin ona verdiği değerdir. Aşk muhakkak derin bir dostlukla başlar.”

Korsan Çıkmazı, Nezihe Meriç

“…Bir de aşk var. Kadınla erkeğin birbirini tamamlayışı diyelim. Aşkı bu sevmeden ayırıyorum. Aşk! Peki! Bir kadın gerekli erkek için, kadın için de bir erkek. Bence bu, insanın doğmuş bulunması gibi doğal bir şey. Bütünlenmek dersek, uzun tanımlamalardan kurtuluruz. Çevremizde olup biten düzensizlikler önce buradan başlıyor.”

Bir Delinin Anıları, Gustave Flaubert

“İnsan çocukken aşka dair o kadar fazla şey okumuş oluyor, aşk sözcüğü kulağına öylesine güzel geliyor, âşık olmayı öylesine çok düşlüyor, onca romanı, onca piyesi okurken yüreğini heyecanla titreten bu duyguya sahip olmayı öylesine fazla istiyor ki karşısına çıkan her kadının ardından aynı soruyu soruyor kendine: Aşk bu değilse nedir?”

Şairin Romanı, Murathan Mungan

“Aşka hazır olmayanlar aşka tutulduklarında ne yapacaklarını tam olarak bilemezler. Onların aşkında kaçınılmaz sonu hazırlayan tuzaklar çok daha kolay barınır. Her ne kadar aşk genç̧ kalplerin işi olsa da, aşkı yaşamak tecrübeyle kazanılmış̧ donanım ister. Gençken kolay sahip olunamayacak bir donanım. Nasıl yaman bir çelişki değil mi?”

Jurnal, Cemil Meriç

“Aşkın bir oyun olduğunu kabul etmiyorum. Aşk bir teslimiyettir, bir eriyiştir. Yeniden doğmak için uyanıştır. Aşkın bütün sırrı iki kelimede: Varlığından soyunmak. Aşk için ya hep vardır, ya hiç. Sen hep misin, hiç misin? Bu iş ters başladı. Belki anlamadığın ve anlamayacağın bir dili konuşuyorum. Bu dili anlayan kaldı mı ki?”

Romantika, Turgut Özakman

“Sen de çok da iyi bilirsin ki aşk denilen şey biyolojik bir olay. Ama ozanlar bu basit olguyu süsleyip püslediler, insanlığa olağanüstü bir olaymış gibi yutturdular. Neyse ki aşk, yirminci yüzyılda bir makinenin altında kalıp öldü de bu büyük yutturmaca sona erdi. Her yeni aşk romanı, aşk için yazılmış bir mezar taşıdır. Mezar taşını kim okur dostum?

On Üç Günün Mektupları, Cemal Süreya

“Düşünüyorum da aşk sözcüğünü de biraz eksik buluyorum, şu senle ben arasındaki ilişkiye. Daha büyük, daha sağlam bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte ama yer yer, zaman zaman onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var bizde. Seni seviyorum ve senin için her şeyim. Beni seviyorsun ve benim için her şeysin. Bir insan için şu kısa hayatta bundan daha büyük ne olabilir ki. Acaba Mecnun Leyla’yı elde edip onunla evlenseydi, Ferhat Şirin’e kavuşsaydı, aradan bu kadar yıl geçtikten sonra bizim birbirimize olduğumuz gibi tutkun olabilir miydi? Yangın olabilir miydi? Sen ne dersin buna?”

Kolera Günlerinde Aşk, Gabriel Garcia Marquez

“Aşkın her şeyden önce bir doğa vergisi olduğunu söyleyerek savunuyordu kendini, ‘insan ya bunu bilerek doğar ya da hiçbir zaman öğrenemez,’ diyordu.”

BENZER İÇERİKLER