Yazımızda, 93 yaşında hayatını kaybeden edebiyatımızın dev ismi Yaşar Kemal’in edebî yolculuğundan kısa bir özet bulacaksınız.
1940’lı yıllardan itibaren dönemin sanat çevresindeki ünlü isimlerle kurduğu ilişkilerin Yaşar Kemal’in edebiyat yolculuğundaki payı büyüktür. Çocukluk yaşlarında merak saldığı şiir ve yazıya bu sayede daha çok eğilmiştir büyük usta. Anadolu’nun bağrından kopup yükselen ağıtları bu çevreden aldığı tavsiyelerle derlemiş ve 1943 yılında ilk kitabı olarak yayımlamıştır.
“Benim burada amacım ağıtların kuramını yazmak, bundan da bir sonuca varmak değil. Salt, ölüm törenlerinin, ağıt yakmaların insanlık macerasıyla birlikte, belki de sözden önce başladığına şöyle bir değinmektir.”
1951-63 yılları arasında bir gazetede yaşadığı röportaj yazarlığı serüveni ise Yaşar Kemal’i modern röportaj yazarlarının piri yapmıştır. Yazdığı röportajlarla ödüller kazanmış hatta 60 yıl sonra o röportajlar bir araya getirilerek kitaplaştırılmıştır. Peki, röportaj yazarlığının edebiyatla ilgisi var mıdır? Meraklılarına cevabı yine ünlü edebiyatçının kendisi vermiştir…
“Röportajı bir edebiyat dalı saymak ne, röportaj bal gibi edebiyattır. Onu haberden ayıran nitelik onun edebiyat gücüdür. Haber bir yaratma değildir, bir taşımadır. Röportaj bir yaratmadır. (…) Haberin arkasında neler var, neler dönüyor, ne yaşamlar, dramlar, sevinçler var, haber bunu bize veremez. Röportaj haberin varamadığı yere varandır, nasıl, yaratarak, gerçeği değiştirerek değil, yaratarak.”
İlk öykü kitabı olan Sarı Sıcak gibi, günümüze dek 40’dan fazla dile çevrilen ilk romanı İnce Memed de önce çalıştığı gazetede tefrika edilmiştir. 39 yıl gibi uzun bir süre içinde dört cilt olarak tamamladığı İnce Memed’in ilk cildini ise oldukça kısa bir sürede yazmıştır.
“1953 yılının o dehşet, görülmemiş kışı başlamasın mı? Bizde küçük çini sobadan başka bir şey yok. (…) Ben de Erzurum’dan aldığım kalın eldivenler elimde İnce Memed’i yazmaya çalışıyorum. Arada sırada biraz odun bulursak evde düğün bayram. (…) Bu karda kıyamette, buz gibi evde ben üç ayda İnce Memed’i bitirdim.”
Toplumsal gerçekçi kavramıyla tanımlanan eserleri aslında sadece yukarıdan bir gözle iyi gözlem yaptığı için değil, bizzat anlattığı o toplumun bireylerinden biri olduğu için fazlasıyla hayranlık uyandıran bir boyutta seyretmiştir. Bu nedenledir ki halk edebiyatçısı unvanı en çok Yaşar Kemal’e yakışır.
“Örneğin eve getirilmiş bir kilimi aylarca bıkmadan, usanmadan seyrettiğimi anımsıyorum. Çocukluğumda demircilerin ocakları, marangozların uğraşları da benim için arı seyretmek gibi bir şey olmuştur. Bu seyretme işim günlerce de sürüyordu. Sanki dünyayı, hiçbir şey yapmadan seyretmeye gelmiştim.”
Yaşar Kemal’in edebiyat dünyasında parlaması hiçbir zaman zor olmamıştır çünkü herhangi birinin onun etkisi altına girmesi için öyküsüyle, hikâyesi ya da röportajıyla bir kez karşılaşması yeterli gelmiştir. Zaten sonrası da kendi ifadesiyle “içinde yıllardır biriken öykülerin” dışavurum süreci olmuştur ve Yer Demir Gök Bakır’dan Karıncanın Su İçtiği’ne, Ölmez Otu’ndan Deniz Küstü’ye, Üç Anadolu Efsanesi’nden Binboğalar Efsanesi’ne sadece bizleri değil tüm insanlığı olağanüstü hikâyeler, romanlarla buluşturmuştur.
“Benim bir ayağım Anadolu’daysa bir ayağım dünyada. Kültürler birbirlerini besler. Dünya kültüründen beslenmek şart ama kendi kaynaklarını da bilmeli. Kendi kaynaklarımızı bilip dünyaya açılmaktan başka çaremiz yoktur.”