Padişahların mührü niteliğindeki tuğraların köklü geçmişini ve yüksek estetik anlayışla işlenmiş detaylarını keşfetmek için içeriğimizi inceleyin.
Tuğranın hepsi farklı ifade edilen bölümleri vardır. En altta metnin yazdığı “kürsü” ya da “sere” kısmı, sol tarafta içi içe geçmiş iki kavisten oluşan ve yumurta anlamına gelen “beyze” kısmı, beyzelerin devamında sağa doğru uzanan “hançere” de denilen “kollar” kısmı ve tuğranın üstünde, yukarıya doğru çekilen ve kimi zaman “elif” harfini andıran “tuğlar” kısmı…
İlk tuğra örneklerinde padişah ile babasının isimleri yer alırken daha sonraki dönemlerde “han” ibaresi ile unvanları ve daima muzaffer olmalarını dileyen bir dua ibaresi olarak “el-daima muzaffer” yazısı ilave edilmiştir. Örneğin yukarıdaki tuğra görselinde, “Mustafa han bin Abdulhamid el-muzaffer daima” yani “Daima muzaffer Abdülhamit oğlu Mustafa Han” yazmaktadır.
Padişahın tuğrası kendisi tarafından değil yetkilendirilmiş “tuğrakeş”ler tarafından yazılırdı ve kullanılacağı belgenin mutlaka baş kısmına yerleştirilirdi.
Osmanlı döneminde ilk tuğra 1324 tarihli ve Orhan Gazi’ye aittir. Sonraki tuğralar bu ilk tuğra üzerinden geliştirilmiş ve giderek hat sanatının bütün görkemiyle sergilendiği sanatsal bir alana dönüşmüştür.
Bir padişahın tuğra tasarımı onaydan geçtiyse padişah o tuğrayı saltanatı boyunca kullanırdı. Zaman zaman farklı tuğrakeşler tarafından yazılsa da tasarımı aynı kalırdı.
Tarihi bir belgenin üstündeki tuğra o belgenin hangi döneme ait olduğu ile bilgi de veren önemli bir kaynaktır.
Günümüzde en çok bilinen ve tuğra denildiğinde akla gelen tasarım Kanuni Sultan Süleyman’ın kullandığı tuğradır.
II. Abdülhamit’e ait tuğra ise ünlü hattatlarca “Tuğraların Padişahı” olarak nitelenecek kadar mükemmel bulunmaktadır.