Kaleydoskop, ışığın yansımasıyla değişen desenler sunar. Bu ilginç aletin nasıl çalıştığını ve ne amaçla kullanıldığını birlikte inceleyelim.
Çiçek dürbünü, İskoç bilim insanı, mucit ve yazar David Brewster tarafından 1816’da icat edilmiştir. Işığın konumundan faydalanarak icat ettiği kaleydoskobun patentini de 1817’de almıştır.
Bu icadından çokça para kazanacağını düşünen Brewster’in gözden kaçırdığı bir hata, dürbünün kolayca kopyalanmasına ve taklitlerinin piyasayı ele geçirmesine neden olmuştur.
1870’lerin başında ABD’de yaşayan Prusya asıllı Charles Bush, kaleydoskopu geliştirerek; kaleydoskop kutuları, kaleydoskop nesneleri ve stantlarını içeren çeşitli patent başvurularında bulunmuştur. Çalışmalarına bu alanda yoğunluk veren Bush, Amerika’da oldukça ilgi uyandıran “salon kaleydoskop”larını geliştirmiştir. Bu kaleydoskopun diğerlerinden farkı, içerisinde sıvı dolu cam ampullerin olmasıdır ve bu fark, görsel olarak daha çarpıcı etkilere sebep olur.
Sinemada sıkça kullanılan kaleydoskop, televizyon ve sinemalarda gösterilen filmlerde “bulanıklaştırma efekti” olarak kullanılmıştır. Bu sayede görüntü hafif bulanık ve çokgen şeklini alır, bu da sahnenin dramatikleşmesini sağlar.
Bir ucu buzlu camla kapatılan metal ya da karton borudan oluşan dürbünün zemini siyah ya da koyu bir renktedir. İçerisinde 60 derecelik eğime sahip bitişik üç adet ayna bulunur. Aynaların arasında renkli cam parçaları, pullar, tüyler, minik boncuklar gibi görsel açıdan zengin malzemeler vardır. Bu sayede dürbünden bakıldığında değişik şekilli çokgenler bir daha aynı olmayacak şekilde izleyiciye gözükmektedir. Kısaca, kaleydoskop insanlığı değiştirmek için icat edilen bir âlet olmamış, eğlenme amaçlı kullanılmıştır.