Yukarı
Halkbank Kültür ve Yaşam
fade
18433
post-template-default,single,single-post,postid-18433,single-format-standard,eltd-core-1.1.1,flow-ver-1.4,,eltd-smooth-page-transitions,ajax,eltd-blog-installed,page-template-blog-standard,eltd-header-standard,eltd-fixed-on-scroll,eltd-default-mobile-header,eltd-sticky-up-mobile-header,eltd-menu-item-first-level-bg-color,eltd-dropdown-default,wpb-js-composer js-comp-ver-5.4.7,vc_responsive

BELKİ DE İLK KEZ DUYACAĞINIZ ANADOLU MASALLARI

Bir varmış, bir yokmuş, develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken; diye başlayan masallarla büyümüşseniz eğer, kimden dinlemiş olursanız olun gerçekten şanslı kişilerdensiniz demektir. Çocuklukta tanışılan hayal ürünü o öyküler genellikle de hiç unutulmaz… Biz de Anadolu masallarından kısa özetler vereceğiz ki sizin de çocuklarınıza anlatacağınız çeşit çeşit masallarınız olsun. İster orijinallerini bulup aslına sadık kalarak anlatın, isterseniz arada olup biten her şeyi kendiniz kurgulayın, orası size kalmış… Ve gökten üç elma düşmüş, biri bu masalları özetleyen Kültür ve Yaşam’a, diğerleri tüm iyi insanlara…

“Seni tuz kadar seviyorum baba!”

Bu masalda her şey bir imparatorun üç oğlunu da yanına çağırıp “Beni ne kadar seviyorsunuz?” diye sormasıyla başlıyor. Aldığı cevaplardan “pırlantalar, mücevherler” ile “bal, pasta, kadayıf kadar” cevaplarını çok beğenen imparator küçük oğlunun “tuz kadar” demesine çok sinirleniyor ve şehzadenin hayatı o andan itibaren bambaşka bir hal alıyor. Ama neyse ki sonunda imparator tuzun çok değerli olduğunu anlıyor da masal mutlu sonla bitiyor.

“Dalımda büyüyecek elma murat elmasıdır!”

Çocuğu olmadığı için dertlenen padişah, “öyle bir bahçe yaptırmış ki salkım salkım söğüt, elvan elvan çiçek, buram buram koku, aygın baygın ses… Doğrusu görenlerin parmağı ağzında kalmış; padişah da sevinip seyran eylemiş, beğenip bayram eylemiş ama gelgelelim bulduğu, umduğuna değmemiş…” Masal bu ya, sonunda padişahın karısına bu bahçedeki bir elma ağacı seslenmiş: “Dalımda büyüyecek elma murat elmasıdır, ikiniz ondan yiyin ki muradınıza eresiniz.” Padişahın karısı sabredip de ağacın meyve vermesini bekleyince mutlu son gelmekte gecikmemiş.

“Dediklerimi yaparsan hayatın boyunca aç kalmazsın!”

Küçük bahçesindeki armut ağacının meyvelerini yiyerek yaşayan Armudi Bey’in, kurnaz bir tilkinin aklına uyarak çevirdiği işler başına neler getirir neler! İlk zamanlar her şey güzeldir… Tilkinin yalanları sayesinde mühim bir paşayı zengin olduklarına inandırmış, kızıyla da Armudi Bey’i evlendirmişlerdir. Ne var ki tilki ölünce yalanlar daha fazla saklı kalamaz ve bu İstanbul masalı mutlu sonla bitenlerden olmaz. Armudi Bey’in dönüp dolaşıp geldiği yer yine küçük bahçesindeki armut ağacının dibi olur.

“Ben dönene kadar bu Yörük oğluyla kızımı evlendirin.”

Çöpçatan birinin kızını bir Yörük oğluna çattığını öğrenen padişah bu kaderin önüne geçmek için her şeyi yapar. Nihayet, birkaç yıl sürecek sefere çıkmadan önce okuma yazma bilmeyen Yörük oğlunun cebine öldürülmesini emreden bir not koyup saraya gönderir. Ne var ki notu ilk bulan kişi Yörük oğlunu görür görmez vurulan padişahın kızı olur ve o notu, “Ben dönene kadar bu oğlanı kızımla evlendirin!” yazısıyla değiştirmekten çekinmez. Padişah seferden döndüğünde ise karşısında el ele duran kızıyla Yörük oğlunu bulur, tabii bir de kızının kucağındaki torununu…

“Ey Keloğlan, sen memleket için lazım bir adamsın.”

Keloğlan’sız masal serisi olur mu? Bu hikâyede sarayın kayıkçısı olan Keloğlan, padişahın oğluyla istemeye istemeye yer değiştirir. Çünkü padişah, dersler alıp yetişmesi için oğluna hocalar tutar ama derslerden kaçan şehzade kendi elbiselerini Keloğan’a giydirerek hocaların karşısına oturtur. Padişah durumdan haberdar olduğunda ise Keloğlan artık neredeyse bir bilgin olmuştur ve padişahın kızına da ne zamandır tutkundur. Önce çok kızar padişah kızmasına ama sonra “Ey Keloğlan, görüyorum ki sen memleket için lazım bir adamsın. Seni affediyorum. Benden ne dilersin?” deyiverir. Keloğlan’ın ne istediği zaten belli, onlar erer muradına biz çıkalım kerevetine.

“İsimlerimiz de benziyor, gel seninle arkadaş olalım.”

Bu masalda ormanda karşılaşıp arkadaş olan kurnaz Tilki ile az şey bilen Kirpi’nin avlanmak için yola koyuluşu var. Tilki çok şey bildiğini iddia ederek kendine güvenmesini istediği Kirpi’yi ilk avlarında hayal kırıklığına uğratır. Kapana yakalanan Kirpi’nin yalvarışlarına aldırmadan bütün tavukları yer bitirir. Bunun üzerine Kirpi, “Tilki kardeş gel böyle ayrılmayalım, öleceksem de dost olarak öleyim.” diyerek arkadaşını yanına çağırır. Öpmesi için ayağını uzatan Tilki’yi bir hamlede ısıran Kirpi sabaha kadar da bırakmaz. Çiftçi gelip tavuklarını yiyen Tilki’yi ve onu “canı pahasına” yakalayan Kirpi’yi görünce siz söyleyin, kime ceza verir kimi ödüllendirir?

“Limon Kız’a âşık olasın da, onu göremeyesin!”

İyi yürekli bir padişahın haylaz oğlu çeşmeden testisine yağ dolduran yaşlı kadınla eğlenmek ister. Nişan alıp ok atarak kadıncağızın testisini kırıverir. Yaşlı kadın hem şaşkın hem öfkeli şehzadeye canıgönülden bir beddua eder: “Limon Kız’a âşık olasın da, onu göremeyesin!” Gel zaman git zaman Limon Kız’ın kim olduğunu merak eden şehzade onu bulmak için yollara düşer… Güzel mi güzel o kız kestiği bir limonun içinden çıkar ama onunla evlenene kadar da başına gelmeyen kalmaz. Neyse ki bu masal da uzun uğraşlar sonunda gelen mutlulukla sona erer.

akin aksoy