Meyvelerin Adları Nereden Geliyor?
Meyvelerin adlarının nereden geldiğini hiç düşündünüz mü? Yazımızda her bir meyvenin adının ardındaki diller arası yolculuğa birlikte bakıyoruz.

Bugün kullandığımız elma sözcüğünün izleri, bin yıldan daha eski Türkçe metinlere kadar uzanır. Kelimenin bilinen en eski örnekleri Eski Uygur Türkçesinde “alımla”, Kaşgarlı Mahmut’un Divânu Lugâti’t-Türk adlı eserinde ise “almıla” şeklinde geçer. Sözlükte yer alan “Atası açığ almıla yese, oğlınıng tişi kamar.” atasözü de buna örnek gösterilir. Günümüz Türkçesiyle bu söz, “Babası ekşi elma yese, oğlunun dişi kamaşır.” anlamına gelir. Dil bilimcilere göre “alımla” ve “almıla” sözcükleri zaman içinde ses değişimlerine uğrayarak bugünkü elma biçimini almıştır. İşin ilginç yanı, Azerbaycan Türkçesi, Kazakça, Kırgızca ve Türkmence gibi birçok Türk dilinde kelime bugün hâlâ “alma” olarak kullanılmaktadır.

Dutun adı, sandığımızdan çok daha eski bir geçmişe sahiptir. Türkçedeki dut sözcüğü Farsçadaki “tūt” kelimesinden gelir. Ancak kelimenin izleri daha da geriye, Mezopotamya uygarlıklarına kadar uzanır. Akadcada “tuttu”, Aramicede ise “tūtā” şeklinde kullanıldığı bilinmektedir. İlginç olan, bu kelimenin yüzyıllar boyunca pek değişmeden günümüze ulaşmış olmasıdır. Bugün Azerice, Özbekçe, Türkmence, Kırgızca ve Tatarca gibi birçok dilde hâlâ “tut” olarak kullanılmaktadır. Dutun geçmişi yalnızca adıyla da sınırlı değildir. Sümerlere ait çivi yazılı tabletlerde bile dut ağacından söz edildiği bilinmektedir. Bu da dutun binlerce yıldır insan yaşamının bir parçası olduğunu gösterir.

Kirazın dünyaya yayılan yolculuğunun Doğu Karadeniz’den başladığı kabul edilir. Hatta bazı tarihçilere göre meyvenin adı, bugün Giresun olarak bildiğimiz kentin antik adı olan Kerasus’tan gelir. Rivayete göre Romalı komutan Lucullus, MÖ 74 yılında Karadeniz’e yaptığı sefer sırasında yabani kiraz ağaçlarını görmüş ve dönüşte kiraz fidanlarını Roma’ya götürmüştür. Kirazın daha sonra Avrupa’ya ve dünyanın farklı bölgelerine buradan yayıldığı anlatılır.

Portakalın ana vatanının Kuzeydoğu Hindistan ile Güneybatı Çin arasında kalan bölge olduğu düşünülür. İlginç olan ise adının bu coğrafyalardan değil, Portekiz’den gelmesidir. Kelimenin kökeni Sanskritçedeki “naranga” sözcüğüne kadar uzanır. Bu kelime zamanla Farsçada “naranc”, Arapçada “nārenc” biçimini almış ve bugün kullandığımız narenciye sözcüğünün de temelini oluşturmuştur. Pek çok Avrupa dilindeki “orange” kelimesi de aynı kökten gelir. Türkçedeki portakal ise farklı bir hikâyeye sahiptir. 18. yüzyılda Portekizli tüccarların Osmanlı topraklarına getirdiği tatlı turunçlar büyük ilgi görmüş, meyve zamanla geldiği ülkenin adıyla anılmaya başlanmıştır. Böylece Portekiz ile ilişkilendirilen bu meyvenin adı, Türkçeye portakal olarak yerleşmiştir.

Yaz aylarının vazgeçilmez meyvelerinden olan karpuzun adı da oldukça eski bir geçmişe sahiptir. Dil bilimcilere göre Türkçedeki karpuz sözcüğü, Farsçadaki “xarbūz” kelimesiyle ilişkilidir. Aynı kökten gelen benzer sözcükler bugün Kazakçada qarbız, Azericede qarpız, Tatarcada karbız ve Rusçada arbuz olarak yaşamaya devam etmektedir. İşin ilginç yanı, Eski Yunancada “karpos” kelimesi “meyve” anlamına geliyordu. Bu nedenle bazı araştırmacılar karpuz adını bu sözcükle ilişkilendirse de yaygın görüş, kelimenin İranî diller üzerinden Türkçeye geçtiği yönündedir. Bir başka sürpriz ise Eski Türklerde karpuz için “büken” sözcüğünün kullanılmasıdır.

Adı Malta’yı çağrıştırsa da Malta eriğinin ana vatanı ne Malta’dır ne de Akdeniz. Bu meyvenin kökleri Çin ve Japonya’ya uzanır. Hatta Japonya’da bin yılı aşkın süredir yetiştirildiği bilinmektedir. Meyve, 1700’lü yıllarda Avrupa’ya, 1800’lü yıllarda ise Cezayir ve Lübnan üzerinden Osmanlı topraklarına ulaşmıştır. Bu nedenle bazı bölgelerde Malta eriği, bazı bölgelerde ise yenidünya adıyla anılmıştır. “Yenidünya” ismi, Anadolu’nun tanıştığı görece yeni bir meyve olmasından kaynaklanır.

Narın adı da en az kendisi kadar eski bir geçmişe sahiptir. Türkçedeki nar sözcüğü, Farsçadaki “nār” ve “anār” kelimelerinden dilimize geçmiştir. Ancak kelimenin kökeni çok daha eskiye, Mezopotamya’nın uygarlıklarına kadar uzanır. Sümerler ve Akadlar Dönemi’nde de nar için benzer sözcüklerin kullanıldığı bilinmektedir. İlginç bir ayrıntı da Arapçada “nār” kelimesinin “ateş” anlamına gelmesidir. Bazı araştırmacılar, narın parlak kırmızı taneleri nedeniyle meyvenin adının bu sözcükle ilişkilendirilmiş olabileceğini belirtir. Batı dünyasında ise narın bilimsel adı olan Punica granatum farklı bir hikâye anlatır. Buradaki “Punica“, meyveyi Akdeniz’e yayan Fenikelilere; “granatum” ise Latince “taneli” anlamına gelen sözcüğe dayanır.

Şeftalinin adı, Farsçadaki şeft” (dolgun) ve “ālū” (erik) kelimelerinin birleşiminden doğmuştur. Yani şeftalinin adı kabaca “dolgun erik” anlamına gelir. Bu kök, yalnızca Türkçede değil birçok dilde yaşamaya devam eder. Azericede şäftäli, Özbekçede şäftàli, Tacikçede şaftolu, Kazakçada ise şabdalı olarak kullanılır. Hatta Farsçadaki ālū sözcüğü, zerdali ve alıç gibi bazı meyve adlarında da karşımıza çıkar. İlginç olan bir başka ayrıntı ise birçok Avrupa dilinde şeftalinin adının Pers diyarıyla ilişkilendirilmesidir. Bunun nedeni, meyvenin uzun süre İran üzerinden tanınmış olmasıdır.

Muzun ana vatanının Güneydoğu Asya olduğu düşünülür. Buradan Afrika’ya, ardından da dünyanın farklı bölgelerine yayılan meyve, bugün tropikal iklimlerin en bilinen ürünlerinden biridir. Muzun adının kökeni ise kesin olarak bilinmemektedir. En yaygın görüşe göre Avrupa dillerindeki banana sözcüğü, Batı Afrika kökenlidir ve Portekizli tüccarlar aracılığıyla dünyaya yayılmıştır. Bazı araştırmacılar ise kelimenin Arapçada “parmak” anlamına gelen sözcüklerle bağlantılı olabileceğini öne sürer. Bu yorumun nedeni, muzun bir elin parmaklarını andıran kümeler hâlinde büyümesidir. Türkiye’de muz yetiştiriciliğinin yaygınlaşması ise 20. yüzyılın ilk yarısında, özellikle Akdeniz kıyılarında gerçekleşmiştir.
Yazın serinliğinde, kışın soğuk günlerinde, günlük hayatımızda neredeyse her gün severek yediğimiz meyveler nerede yetişirlerse yetişsinler adları ne olursa olsun iyi ki varlar.
149 okunma




