PERDENİN ARDINDAKİ KADIN SESLER: YEŞİLÇAM’IN UNUTULMAZ AŞK ŞARKILARI
Yeşilçam… Yalnızca bir sinema dönemi değil; Türkiye’nin duygusal belleğinde en derin iz bırakan zamanlardan biriydi. Bir kuşağın aşkı, umudu ve kırgınlığı yıllar boyunca o filmlerle hayat buldu. Sahnelerin duygusu, arkadan gelen o tanıdık melodilerle tamamlanırdı. İşte şimdi, 14 Şubat Sevgililer Günü’nde Yeşilçam’ın o tanıdık aşk sahneleri yine zihnimizde canlanıyor. Yazımızda, bu özel günün ruhuna eşlik eden kısa bir yolculuğa çıkıyoruz: Filmlerden yaptığımız seçkilerle aşkın sinemadaki hâline ses veren kadın yorumcuları ve onların unutulmaz aşk şarkılarını birlikte anımsıyoruz.

1969 yapımı, Mehmet Dinler’in yönettiği Sonbahar Rüzgârları’nda sevdiği adamla evlenmek üzereyken geçirdiği bir kaza sonucu sakat kalan genç bir kadının (Türkan Şoray) hikâyesine tanıklık ederiz. Türkan Şoray’ın oyunculuğuyla hissettirdiği hüzünlü duygunun ardındaki ses, pek çok Yeşilçam filmine sesiyle hayat veren Handan Kara Sipahioğlu’dur. 1944’te Bakırköy’de doğan Kara, genç yaşta müziğe yönelir; ustalardan aldığı dersler ve sahne deneyimleriyle kısa sürede kendi çizgisini oluşturur. “Kulakların Çınlasın”, “Sen Bir Yana Dünya Bir Yana” gibi eserlerdeki berrak yorumu, dinleyenin belleğinde kolayca yer eder. TRT İstanbul Radyosundaki uzun yıllarının ardından yurt içinde ve yurt dışında konserler verir; sesi, Yeşilçam filmlerinin duygusuna sinen kalıcı bir imza hâline gelir.

1970 yapımı, Orhan Aksoy yönetmenliğindeki Kezban Roma’da filminde köyden şehre, şehrin içinden Roma’ya uzanan bir yolculuğa eşlik ederiz. Kezban’ın (Hülya Koçyiğit) düğünde seslendirdiği “Hayat mı Bu” şarkısıyla yüzümüze bir gülümseme yerleşirken onun aşkına (Ediz Hun) kavuşmasına adım adım tanık oluruz. Filmde duyduğumuz şarkının sesi, Nermin Candan’a aittir. “Hayat mı Bu”, Türk pop müziğinin en çok ses getiren 45’liklerinden biri olmuş; ilk plağıyla büyük satış rakamlarına ulaşarak Nermin Candan’ı kısa sürede dönemin en popüler kadın seslerinden biri hâline getirmiştir. O yıllarda ender rastlanan bir durum yaşanır; 45’liğin B yüzü de en az A yüzü kadar ilgi görür.

1970 yapımı, Muzaffer Arslan yönetmenliğindeki Arım Balım Peteğim filminde adı konmamış bir ilişkiyi ve yıllara yayılan bir karşılaşmayı izleriz. Kadının (Türkan Şoray) adı filmin sonuna dek erkek (Cüneyt Arkın) tarafından bilinmez. Bir oyun duygusu içinde ilerleyen bu hikâyede, müzik sahnenin heyecanını belirler. “O gözler, sendeki siyah gözler…” dizeleriyle başlayan şarkı sırasında Türkan Şoray, sevdiği adamı dans edenler arasında görür; dans sürerken kalbinin içindekilerle baş başa kalır. Seyirci de bu duru ve buğulu yorumun peşine takılıp hayallere dalar. İşte bu ses, Nesrin Sipahi’ye aittir. 1934 doğumlu Sipahi, en çok “Arım Balım Peteğim”, “Ömrümce Hep Adım Adım” ve “Reyhan” yorumlarıyla hafızalarda yer eder. Farklı dillerde seslendirdiği eserlerle de bilinen sanatçı, 60’lar ve 70’lerde kusursuz söyleyişi ve özenli sahne duruşuyla dönemin en güçlü kadın seslerinden biri olarak anılır.

1971 yapımı, Orhan Aksoy yönetmenliğindeki Seni Sevmek Kaderim filminde aşkın başka bir hâlini izleriz. “Aşkın Kanunu” şarkısı bir düğün sahnesinde yükselirken, Lale (Filiz Akın) başına geleceklerden habersizdir. İlerleyen sahnelerde babasının intikamını almak için âşık bir kadın rolüne bürünen Lale, zamanla bu rolün gerçeğe dönüştüğünü fark eder ancak gururu ağır bastıkça Murat’a (Ediz Hun) kalbindekini bir türlü söyleyemez. Film boyunca duyduğumuz bu içli şarkılar, hikâyenin duygusal yükünü sırtlanan Kamuran Akkor’un sesinden gelir. Sanatçı, “Aşk Eski Bir Yalan”, “Kime Niyet Kime Kısmet”, “Sev Yeter” gibi 45’likleriyle kısa sürede geniş kitlelerin belleğinde yer edinir.

1972 yılında Ertem Eğilmez yönetmenliğinde gösterime giren Beyoğlu Güzeli filminde sımsıcak bir hikâye izleriz. Tesadüf sonucu yolları kesişen Alev ile Ferit, kısa sürede birbirine âşık olur. Ancak biri varlıklı bir aileden gelirken diğeri çadır tiyatrosunda çalışan yoksul bir hayata sahiptir. Alev (Hülya Koçyiğit) ve Ferit (Tarık Akan) yıllar boyu kavuşamaz; yeniden karşılaştıklarında ise tüm engellere rağmen evlenirler. Tam her şey yoluna girdi derken seyirciyi beklenmedik bir son karşılar. İşte bu sahnelerde duygu yüklü o ses perde arkasından yükselir. Bu ses, Yeşilçam’ın görünmeyen yüzlerinden Belkıs Özener’e aittir. Özener, müzikle iç içe bir ailede büyür, genç yaşta katıldığı bir ses yarışmasında birincilik kazanır. “Bir Garip Yolcu”, “Adını Anmayacağım”, “Sevemedim Karagözlüm” ve “Damarımda Kanımsın” gibi eserlerle Yeşilçam’da söylenemeyen duyguları seyircinin kalbine taşır.

1972 yapımı, Türker İnanoğlu yönetmenliğindeki Ayrılık filminde Suna (Filiz Akın) sahneye adım atar; parlak dekorların arasında dans ederken “Bana Çok Mu Görüyorsun?” şarkısını seslendirir. Başından sonuna hüzünle örülü bu hikâyede, âşıklar bir türlü kavuşamaz. Perdede izlediğimiz bu sahnenin duygusu, görüntünün ötesine taşan duru ve kederli bir sesle derinleşir. İşte bu ses, Yeşilçam’da sıkça duyduğumuz İnci Çayırlı’ya aittir. 1935’te İstanbul’da doğan Çayırlı, genç yaşta konservatuvara girer; Münir Nurettin Selçuk korosundan İstanbul Radyosuna uzanan bir müzik eğitimi alır. Yurt içinde ve yurt dışında verdiği konserlerle geniş bir dinleyici kitlesine ulaşır. “Çileli Bülbül”, “Son Nefes” ve “Kadın Asla Unutmaz” gibi filmlerin müziklerinde imzası bulunan sanatçı, 1998 yılında Devlet Sanatçısı ünvanıyla onurlandırılır.
119 okunma




