ÖĞRENMEYE ADANMIŞ BİR HAYAT: ALEV ALATLI’NIN ESERLERİNDEKİ TEMALAR
Alev Alatlı’nın edebî kişiliğinin şekillenmesinde aile çevresinden aldığı eğitimin payı büyüktür. Tiyatro yazarı büyük amcası Musahipzade Celal Bey’in estetik duyarlılığı ile asker bir babanın disipliniyle yetişen Alatlı, okuma alışkanlığını ise babasından edinmiştir. Yaşamı boyunca çok sayıda ödül almış; yalnızca eserleriyle değil, düşünsel ve entelektüel duruşuyla da dikkat çekmiştir. Yazımızda, Alev Alatlı’nın eserlerinde öne çıkan temaları sizler için derledik.

Alev Alatlı’nın basılan ilk romanı “Yaseminler Tüter mi, Hâlâ?”, Eleni’den Naciye’ye uzanan bir hayat üzerinden kimlik ve aidiyet sorunlarını bireysel bir hikâye içinde ele alır; Kıbrıs meselesini ise gündelik yaşamda biriken çatışmalar aracılığıyla görünür kılar. “İşkenceci”, şiddeti uygulayanla ona maruz kalan arasındaki ilişkiyi sorgular; onur, suskunluk ve adalet arayışı romanın ana temasını oluşturur. Bu eser, 1987 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Yılın En İyi Roman Ödülü’ne değer görülmüştür. “Kadere Karşı Koy A.Ş.” ise odağını toplumsal yaşama çevirir; kadınların “kader” olarak sunulan sınırlara karşı durma ve kendi yolunu açma çabasını merkeze alır. Roman, bireysel özgürleşmenin dayanışma ve farkındalıkla mümkün olduğunu vurgular.

Alev Alatlı’nın “Or’da Kimse Var mı?” serisi; “Viva La Muerte! Yaşasın Ölüm”, “‘Nuke’ Türkiye!”, “Valla, Kurda Yedirdin Beni” ve “O.K. Musti, Türkiye Tamamdır!” adlı dört romandan oluşur. Bu eserlerde Alatlı, 1990’lı yılların Türkiye’sinde öne çıkan yabancılaşma, ideolojik kamplaşma ve toplumsal çözülme sorunlarını ele alır. Serinin düşünsel hattı, “Or’da Hâlâ Kimse Var mı?” başlığıyla yayımlanan “Beyaz Türkler Küstüler” adlı kitapta yeniden ele alınır. Alatlı bu beşinci kitapta, entelektüelin toplumsal rolünü, sorumluluğunu ve konumunu geçmişle hesaplaşarak tartışır. Böylece seri, bireysel çözülmeler üzerinden Türkiye’nin zihinsel ve kültürel dönüşümünü okumaya imkân veren bütünlüklü bir anlatıya dönüşür.

Alev Alatlı’nın “Gogol’ün İzinde” başlığı altında kaleme aldığı nehir anlatı, “Aydınlanma Değil, Merhamet!” ile başlar; “Dünya Nöbeti” ve “Eyy Uhnem! Eyy Uhnem!” ile devam eder. Alatlı bu seride Batı merkezli aydınlanma anlayışını sorgular; aklı mutlaklaştıran düşünce geleneğinin toplumsal ve kültürel sonuçlarını tartışır. Metinlerde merhamet, ahlak ve yerellik, evrensel doğrular iddiasının karşısına yerleştirilir; yabancılaşma, tek tipleşme ve bilgiye dayalı üstünlük söylemi eleştirinin odağında yer alır. Seri boyunca Alatlı, dünyayı bilen fakat kendi değerleriyle bağını koparmayan entelektüel tipini merkeze alır; modernleşme sürecinde akıl ile vicdan arasındaki dengenin nasıl bozulduğunu görünür kılar.

“Schrödinger’in Kedisi” serisinin ilk kitabı “Kâbus”, distopik bir kurgu içinde bireyin küresel söylemler karşısındaki konumunu tartışır. Yazar tarafından fütüristik bir bilim kurgu olarak değil, bilimi temel alan bir kurgu olarak değerlendirilir. Serinin ikinci kitabı “Rüya”, yabancılaşma ve aidiyet sorunlarını merkeze alarak entelektüelin kendi düşünsel zeminiyle kurduğu ilişkiye odaklanır. Romanın yayımlanmasının ardından ortaya çıkan “Onarımcılar” adlı e-posta grubu ise, uzun süreli fikrî tartışmalara ev sahipliği yapan ve edebiyat sosyolojisi açısından dikkat çeken bir okur-yazar etkileşimi örneği olarak öne çıkar.
Bütün bu eserler bir arada düşünüldüğünde Alev Alatlı, edebiyatı yalnızca bir anlatı aracı olarak değil; bireyi, toplumu ve çağını sorgulayan bir düşünce alanı olarak kurgular ve okurunu da süregelen bir öğrenme ve farkındalık yolculuğuna çağırır.
56 okunma




