Hayatı Kolaylaştıran Kadın Mucitler
Kadınlar, farklı coğrafyalarda farklı rollerde yer alsalar da tarih sayfalarında hep var oldular. Buluşlarıyla hayatı kolaylaştıran kadınların hikâyeleri yazımızda.

Ohio’da doğan Cochran, mucit ve mühendis bir ailenin kızıydı. Değerli porselenlerinin yıkanırken çalışanlar tarafından kırılmasından rahatsız olan Josephine hem zamandan tasarruf edecek hem de tabaklarını güvenle koruyacak bir çözüm arayışına girdi. Böylece bulaşık makinesi fikrini düşündü ve bu fikri geliştirmeye başladı. 1886’da patentini aldığı makine, tabakları sabitleyen raflara sahip ve bulaşıkları temizlemek için fırça yerine su basıncı kullanan ilk makineydi. Kendi şirketini ve fabrikasını kurarak üretime geçti. Ev kullanımı başlangıçta sınırlıydı; ancak otel ve hastaneler makineyi hızla benimsedi. 1913’te hayata veda eden Josephine, yalnızca bir makine değil; kadınların teknolojiye katkısı ve girişimciliği açısından da kalıcı bir miras bıraktı. 2006’da ABD Ulusal Mucitler Onur Listesi’ne alındı, 2013’te ise Cochran’ın ölümünün 100. yıl dönümünü anmak için Romanya’da adına posta pulu basıldı.

Goode, Chicago’da eşiyle birlikte bir mobilya dükkânı işletiyordu ve müşterilerinin çoğu küçük evlerde yaşayan, çalışan sınıfı ailelerdi. Sarah E. Goode, müşterilerinin bu sıkıntısını yakından görüyordu. Özellikle dar alanlarda hem oturulacak hem de uyuyacak yer bulmak neredeyse imkânsızdı. O da düşündü: “Neden bir yatak, gündüzleri masa olarak da kullanılmasın?” İşte böylece, katlandığında masa gibi iş gören dolap-yatak fikri doğdu. Goode, bu yenilikçi tasarımına 1885’te patent aldı; böylece ABD’de patent alan ilk Afro-Amerikan kadın mucitlerden biri oldu. Bir zamanlar köle olarak dünyaya gelen Sarah E. Goode’un özgürlük sonrası hayal gücüyle tasarladığı bu mobilya, bugün hâlâ katlanabilir yatakların ilham kaynağı sayılıyor.

Alman bir ev hanımı olan ve kahve içmeyi çok seven Bentz, kahve telvesinin ağzında toplanmasından hoşlanmıyor ama kahveden de vazgeçemiyordu. Bir gün delikli bir pirinç fincana, oğlunun defterinden kopardığı bir kâğıdı yerleştirerek temiz ve tortusuz kahve elde etmeyi başardı: 1908’de dünyanın ilk kahve filtresi böylelikle icat edildi. Bu buluşunu aynı yıl patentle koruma altına aldı ve eşiyle birlikte markasını kurdu. Zorluklara rağmen kahve kültürünü dönüştüren bu yenilik, özellikle 1909 Leipzig Fuarı’nda büyük ilgi gördü. Bugün hâlâ adını taşıyan şirket, günde milyonlarca kahve filtresi üretiyor.

12 çocuklu bir anne olan Gilbreth, bir akşam yemek hazırlarken elleri dolu hâlde çöp tenekesinin kapağını açmanın ne kadar zahmetli olduğunu fark etti. Hemen bir çözüm düşündü ve böylece ayak pedallı çöp kutusu fikri doğdu. Bir başka gün, buzdolabına süt ve yumurtaları yerleştirmenin daha kolay olması gerektiğini düşündü ve raflar ekledi, böylece buzdolabında bölümler oluştu. Mutfak düzenine dair bir başka ilginç deneyi de “Gilbert mutfağı” adıyla ünlenen L‑şeklindeki mutfak planıydı. Burada buzdolabı, ocak ve lavabo arasında akıcı bir hareket düzeni oluşturdu; mutfakta fazladan adım atmadan işler halledilsin diye iş akışı düzenlemesini bilimsel hâle getirdi. Gilbreth, 1921 yılında Endüstri Mühendisleri Derneğine kabul edilen ilk kadın üye oldu.

Mária Telkes, Macaristan doğumlu biyofizikçi, mühendis ve güneş enerjisi teknolojilerinin öncülerinden biriydi. 1925’te Macaristan’dan ABD’ye göç ettiğinde MIT’de (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) yaptığı çalışmalarla, ısıtma sistemlerinde güneşin gücünü kullanmanın yollarını aradı. II. Dünya Savaşı sırasında askerlerin deniz suyundan içme suyu elde edebilmesi için güneşle çalışan bir tuz arıtma cihazı geliştirdi. Bu cihaz, savaş sonrasında Virgin Adaları gibi su kıtlığı çeken bölgelerde de hayat kurtardı. Güneş enerjili fırınlar yaptı, kırsaldaki evleri enerjiyle tanıştırdı. 1948’de Amerikalı mimar Eleanor Raymond ile dünyanın ilk modern güneş enerjisiyle ısıtılan konutunu tasarladı ve inşa etti. Telkes, güneş enerjisi teknolojisinin öncüsü olarak kabul edildi ve 1952’de Kadın Mühendisler Derneğinin Başarı Ödülü’nü alan ilk kişi oldu.

Bebek bezlerini, kıyafetleri ve çarşafları sürekli değiştirmekten bunalan Donovan, daha pratik bir çözüm aramaya başladı. Duş perdesinden kestiği kumaşlarla su geçirmez bir bez kılıfı tasarladı; ardından bunu paraşüt kumaşıyla geliştirdi. O dönem yaygın olan kauçuk pantolonların aksine, Donovan’ın “tekneci” adını verdiği bu kılıf vücudu sıkmıyor, nefes aldırıyor ve pişik oluşumunu önlüyordu. İcadı işlevsel olsa da üreticiler ilgilenmedi, o da bunun üzerine kendi üretimini başlattı. 1949’da ürünlerini satmaya hazırlandı ve büyük başarı elde etti. 1951’de patent aldı ve haklarını 1 milyon dolara sattı. Donovan, sonrasında emici kâğıtla yapılan tek kullanımlık bebek bezi fikrini geliştirdi. Ancak bu fikir, büyük markalarca ancak on yıl sonra benimsendi.

Amerikalı kimyager Kwolek, 1965 yılında laboratuvarlarında çalışırken, alışılmadık bir sıvı kristal polimer çözeltisini incelemekte ısrar etti. Bu karışım, beklenenin aksine son derece dayanıklı, hafif ve sentetik bir elyafın kapısını araladı. Kwolek’in merakı ve dikkati sayesinde ortaya çıkan bu malzeme, çelikten yaklaşık beş kat daha güçlü olan kevlardı. Kevlar, zamanla kurşun geçirmez yeleklerden kasklara, lastik güçlendirmelerinden uzay ve havacılık teknolojilerine kadar pek çok alanda kullanılmaya başlandı ve sayısız hayatın korunmasına katkı sağladı. Bilimsel azmi ve çığır açan buluşu sayesinde Kwolek; Ulusal Teknoloji Madalyası, Perkin Madalyası ve Ulusal Mucitler Onur Listesi gibi prestijli ödüllerle onurlandırıldı.
170 okunma




