Yukarı
Halkbank Kültür ve Yaşam
fade
23808
post-template-default,single,single-post,postid-23808,single-format-standard,eltd-core-1.1.1,flow-ver-1.4,,eltd-smooth-page-transitions,ajax,eltd-blog-installed,page-template-blog-standard,eltd-header-standard,eltd-fixed-on-scroll,eltd-default-mobile-header,eltd-sticky-up-mobile-header,eltd-menu-item-first-level-bg-color,eltd-dropdown-default,wpb-js-composer js-comp-ver-5.4.7,vc_responsive

GEÇMİŞTEN BUGÜNE KİTAP

Teknoloji, hayatımızın her yerinde hâkimiyetini sürdürüyor olsa da “kitap kokusu” gerçeği asırlar boyunca devam edecek gibi duruyor. Papirüsten parşömene, el yazmalarından matbaanın icadına kadar kitabın gelişimini kaleme aldık.

Kitabın doğuşu: Papirüs dönemi

İnsanlık tarihi açısından büyük bir öneme sahip olan papirüs, şekil olarak kamışı andıran bir bitkidir. Mısır’da Nil Nehri kıyılarında yetişen ve boyu 4 metrelere kadar ulaşabilen papirüs bazı işlemlerden geçerek kâğıt haline gelirdi. Bu işlem için önce bitkinin sapları birbirinden ayrılır, ardından enine ve boyuna kesilerek uç uca ve yan yana yapıştırılırdı. Bu sayede tabakalar elde edilirdi.  Tabakaların üzerine kamışlar aracılığı ile kömür ve benzeri maddeler kullanılarak yazılar yazılırdı. Papirüsü dönemin lideri yapan en önemli özelliklerden biri dayanıklı olmasıydı. Malzemeyi uzun ömürlü ve dayanıklı kılmak adına üzerine sedir ağacı yağı sürülürdü. Parşömen kâğıdı icat edilene kadar papirüs uzun bir müddet kullanıldı.

Parşömen ile başlayan bir devir

Yıllarca yazı yazmak için farklı malzemeler kullanıldı; kil tabletler, mağara duvarları, mermerler bunlardan yalnızca birkaçı. Parşömenin icat edilmesiyle birlikte bambaşka bir döneme geçildi. Parşömen kâğıdı, hayvan derisinin fazlalıklarından arındırılması ve derinin gerilerek kurutulması ile elde edilen bir kâğıt türü olarak yazının tarihine dahil oldu. Günümüzde de hâlâ popülerliğini korumaya devam eden parşömen kâğıdının ilk kullanıldığı yer ise İzmir’in Bergama ilçesi olarak kayıtlara geçti. Parşömenin o dönem bu kadar popüler olmasının en büyük nedenleri kolay üretilmesi ve dayanıklı olmasıydı, özellikle yanmayan bir yapıya sahip olması da ilgi çekiciydi.

Parşömene rakip geldi: Kâğıt

Yüzyıllardan beri Çin’de kullanılan kâğıdın Avrupa’ya gelişi ile birlikte artık başka bir boyuta geçildi. Semerkant kervanları ile “kâğıt” geldi ve parşömen ciddi bir rakiple karşılaştı. Yumuşak ve dayanıklı olan kâğıt daha çok tercih edilmeye başlandı. Hatta döneme damgasını vuran parşömenden çok daha fazla tercih edilir oldu. Maliyete de olumlu yansıyınca artık kâğıt günümüze kadar ulaşan serüvenine başlamış oldu. Kâğıdın milattan önce 2. yüzyılda Çin’de Cai Lun tarafından icat edildiği bilinir ve hatta Cai Lun için modern kâğıdın öncüsüdür demek mümkündür. Lun kâğıdı oluştururken bazı teknikleri kullandı; ana malzemeleri genellikle ağaç kabukları, bez parçaları ve lifli malzemelerdi. Tüm bu malzemeleri karıştırarak önce yumuşak bir hamur elde etti. Ardından hamuru ezerek su ile karıştırdı ve böylece ilk odun hamurunu üretmiş oldu. Ağaç kabuklarının harmanlanmasıyla başlayan kâğıt kullanımı, günümüz kitaplarının şekil almasında bir milat niteliğindedir.

Ortaçağ’da kitap serüveni

Hristiyanlığın yayılmasından sonra Batı Avrupa’da olduğu gibi Bizans dünyasında da Eskiçağ kültürünün korunması öncelikli oldu. Bu kültürü korumak ve yaygınlaştırmak adına manastır kütüphaneleri açıldı. O dönemlerde kitap, kiliselerin ve manastırların en önemli hazinelerindendi. Kalın tahta kapaklarla ciltler yapılır, demir ve bakırla da köşeleri sabitlenirdi. Kitabı kopya ederek çoğaltırlardı ancak bu ağır ve oldukça zor bir işti. Zaman ilerledikçe eğitim ve öğretim alanı da genişledi, artık kitap bir “ihtiyaç” haline geldi.

Matbaanın bulunuşu

Kitabın tarihsel ilerleyişinde kâğıdın aşama aşama gelişimi ne kadar önemliyse, matbaanın gelişimi de bir o kadar önemli bir olaydır. Matbaanın icadı ile birlikte artık kitap bir lüks olmaktan çıkmış ve her eve girebilen bir “bilgi kaynağı” haline gelmeye başlamıştı. Matbaanın Çinliler tarafından icat edilmesi ve Johann Gutenberg tarafından Avrupa’ya getirilerek yaygınlaştırılmasıyla artık yeni bir kitap çağı başlamış oldu. Matbaaya geçiş ile kitap basım maliyetleri ciddi bir düşüşe geçince, daha önce zenginlik ve lüksün bir işareti olarak görülen kitaplar artık her eve rahatlıkla girebilmeye başladı. Kitabın evlere girmesi fikirlerin, görüşlerin ve bilginin de doğru oranda yayılmasına olanak sağladı.

Dünyanın ilk kitabı

Yeryüzünde ilk yazılan kitap Kuzeybatı Çin ülkesinde bulundu. Dünyanın ilk kitabının M. S. 868 yılında yazıldığı biliniyor, kitabın adı “Diamond Sutra”. Diamond, elmas anlamına gelirken Sutra kelimesinin ise dini bilgi ve vaaz anlamını taşıdığı bilinir. Kıssalar ve öğütler içeren Diamond Sutra, aynı zamanda dini içerikli bir kitaptır ve Buda’nın öğretilerini kapsar. Tamamı 7 sayfadan oluşan kitabın 6 sayfası metin, 1 sayfası ise Buda’yı resmeden bir sayfa olarak tasarlanmıştır. Dünyada ilk basılan kitap Diamond Sutra iken ülkemizde basılan ilk Türkçe kitap ise basımı 2 yıl süren Vankulu Lügati olmuştur. Bu arada ilk Türk matbaasını kuran ismin İbrahim Müteferrika olduğu bilgisini de verelim.

 236 okunma

Derya Ülkar