Yukarı
Halkbank Kültür ve Yaşam
fade
27082
post-template-default,single,single-post,postid-27082,single-format-standard,eltd-core-1.1.1,flow-ver-1.4,,eltd-smooth-page-transitions,ajax,eltd-blog-installed,page-template-blog-standard,eltd-header-standard,eltd-fixed-on-scroll,eltd-default-mobile-header,eltd-sticky-up-mobile-header,eltd-menu-item-first-level-bg-color,eltd-dropdown-default,wpb-js-composer js-comp-ver-5.4.7,vc_responsive

BUHRAN YILLARININ SİNEMA EKOLÜ: KARA FİLM

1940’lı yıllarda Amerikan filmlerinin hâkim değerlerine bir başkaldırı olarak ortaya çıkan “Kara Film Ekolü”, II. Dünya Savaşı’ndan sonra tüm dünyayı saran hayal kırıklığı ve kasvetin bir sonucu olarak Amerika’da ortaya çıkmış, daha sonra tüm dünyaya yayılmış bir sinema ekolüdür. Bu ekolün ortaya çıkış nedenlerini ve başarıya ulaşmış filmlerini yazımızda okuyabilirsiniz.

1#

Alman dışavurumculuğundan oldukça etkilenen bu türün ilk örnekleri, çıktığı yıllarda kara film olarak tanımlanmasa da ilerleyen yıllarda başlı başına bir sinema ekolü haline gelmiştir. Kara filmler, “Büyük Buhran”ın ardından toplumdaki sosyolojik ve psikolojik değişimleri ele alması ve ortaya koyması açısından oldukça önemlidir. Bu buhran döneminde ortaya çıkan filmler ya güldürücü ve insanları sorunlarından uzaklaştıran senaryolara sahip ya da toplumsal sorunlara dikkat çeken, karamsar ve gerçekçi filmler olmuştur.

2#

İlk kez 1946’da Fransız eleştirmen Nino Frank tarafından Hollywood filmleri için kullanılan kara film terimi aslında bir sinema ekolü olarak ortaya çıkmamış, farkında olmadan bu tarz filmler çeken yönetmen, oyuncu ya da yapımcılar ilerleyen yıllarda yaptıkları röportajlarda çektikleri bu filmlerin kara film olduğunun farkında bile olmadıklarını açıklamışlardır. Kara film akımının kriterleri ilerleyen yıllarda tanımlanmıştır. Kara film ekolünün başlangıç filmleri 1940 yapımı “3. Kattaki Yabancı” ve 1941 yapımı “Malta Şahini” olurken bu filmler daha sonra çekilecek sinema filmlerine de esin kaynağı olmuştur.

3#

Fransız eleştirmenler Raymond Borde ve Etienne Chaumeton’nun 1955’te kaleme aldığı “Panorama du film noir Americain 1941-1953” (Amerikan Kara Filminin Panoraması) kitabında kara film akımını ilk kez tanımlamaya çalışmış ve bu metin kara film ekolüne temel oluşturmuştur. Fransız eleştirmenlere göre kara filmler için yapılan “…düşsel, tuhaf, sıra dışı, karışık ve zalim” şeklindeki tanımlama bu türü tanımlamak için yetersiz kalmaktadır.

4#

Kara filmleri diğer filmlerden ayıran en önemli kriter filmin ışıklandırmasıdır. Geleneksel sinemada birçok farklı ışık bir arada kullanılırken, kara filmlerde loş ışıklandırma ön plandadır. Loş ışıklandırmayı sağlamak ve bunun da doğal olduğunu izleyiciye hissettirmek için ana ışık, dolgu ışığa göre çok daha fazla kullanılır ve bu sayede kara filmlerde sıkça rastladığımız kontrast, koyu gölgeler ve aydınlık-karanlık karşıtlığı ortaya çıkar. Bu aydınlık ve karanlık alanların oluşturduğu zıtlık kara filmlerin vazgeçilmez unsurlarının başında gelir.

5#

Fransızların “film noir” olarak adlandırdığı kara film ekolü, klasik Amerikan anlatı tarzının kalıplarının dışına çıkarak sinema filmlerinde görmeye alıştığımız güzel, iyi ve masum insanların genellikle mutlu sonla biten hikâyelerinin ötesine geçmeyi başarmıştır. Kara filmde mutlu son yoktur, sevenler kavuşmaz, mekânlar karanlık ve kirli olduğu kadar kasvetlidir. Bir Hollywood filmi izlerken sonunu tahmin etmek ne kadar kolaysa kara filmlerin sonu hiç de tahmin edildiği gibi bitmez. Kara film ekolünün ilk örneklerinden olan ve 1944’te izleyicisi ile buluşan Double Indemnity (Çifte Tazminat) filmi de iyiden çok, kötü kalpli insanların hikâyesine odaklanmaktadır.

6#

Kara filmlerde iyi diye izlediğimiz bir karakter kötü, kötü olarak adlandırdığımız karakter ise filmin sonunda en masum ve en temiz karakter olabilir. Ayrıca alışageldiğimiz Hollywood filmlerinde başroller hiçbir şekilde ölmezken herhangi bir kara filmde başrol oyuncusu bile filmin bir yerinde tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi bu dünyadan aniden göçebilir. Ayrıca kara film ekolünde kadın karakterler erkek egemenliği altında ezilmiş, metalaşmış ve ilk kez bu filmlerde iyi ve masum kadının dışında “Femme Fatale” olarak tabir edilen, yuva yıkan ve erkekleri baştan çıkaran kadın karakterler izleyiciyle buluşmuştur. 1946 yapımı “Gilda” filmi bu tarzın öncüsü olmuştur. Hikâye “cazibeli ama tehlikeli” olarak nitelendirilen kadın karakterin hayatına odaklanır.

7#

1970’lerde genç yönetmenler bir döneme damga vuran kara film ekolünde filmler üretmeyi tercih etmiş; Francis Ford Coppola, Martin Scorsese, Robert Altman, Paul Schrader ve Roman Polanski gibi yönetmenlerden oluşan yeni bir kuşak ortaya çıkmıştır. Bu kuşak “Konuşma”, “Taksi Şoförü”, “Çin Mahallesi”, “Uzun Veda”, “Bizim Gibi Hırsızlar” gibi yeni kara filmleri üretmişlerdir. Bu filmlerin her biri suç türü için de örnek gösterilir çünkü bu filmler konusu bakımından suç ve suçlular dünyasına yönelmiştir. İki tür de dedektifler, suçlular, adaleti sağlamaya çalışan kahramanlar, gözü doymayanlar ve toplumdaki adaletsizliği sorgulayan temalardan oluşur. Günümüzde halen kara filmler üretilmektedir çünkü bu kavramlar ve karakterler hayatın acı gerçeğidir. Bu da bizlerin bir süre daha bu ekolü temsil eden filmleri izleyeceğimiz anlamına gelir. Toplumda sorunlar ve suçlar devam ettiği sürece bu filmler de üretilmeye ve topluma ayna tutmaya devam edecektir.

 1,772 okunma

Derya Ülkar