Türkiye’nin Kültür Haritası
Yukarı
7 Maddede İkinci Yeni Şairleri - Halkbank Kültür ve Yaşam
fade
13864
post-template-default,single,single-post,postid-13864,single-format-standard,eltd-core-1.1.1,flow-ver-1.4,eltd-smooth-scroll,eltd-smooth-page-transitions,ajax,eltd-blog-installed,page-template-blog-standard,eltd-header-standard,eltd-fixed-on-scroll,eltd-default-mobile-header,eltd-sticky-up-mobile-header,eltd-menu-item-first-level-bg-color,eltd-dropdown-default,wpb-js-composer js-comp-ver-5.4.7,vc_responsive

7 Maddede İkinci Yeni Şairleri

İkinci Yeni Şiiri 1950’li yıllarda ortaya çıkmış, ilk örnekleri Pazar Postası’nda yayınlanmış, Cemal Süreya’nın çıkardığı “Üvercinka” isimli kitabıyla doğuşunu ilan etmiştir. Hayal gücü ve duyguları imgelerle, çağrışım ve soyutlamalarla birleştiren bu akımı öncü şairleri anlatıyor…

1#

1931 yılında doğmuş ve 70 yıl yaşamış şairimiz Ece Ayhan, İkinci Yeni’nin gerekliliğini bir röportajında şöyle açıklar: “Yeni ozan yeni müteşebbistir. Toplum içinde halen var olan ya da var olması istenilen gereksinmeleri duyar, sezer, piyasaya gelir, üretime başlar. Yeni gereksinmeleri karşılayacak olan müteşebbisin üretimi, en az halen var olan gereksinmeleri karşılayan müteşebbisin üretimi denli -belki de daha çok- önemlidir.”

2#

İkinci Yeni denince akla gelen ilk isimlerden biridir Cemal Süreya. 1931-1990 yılları arasında yaşayan şairimiz konuyla ilgili şu ifadeleri kullanmıştır: “İkinci Yeni bir akım olarak doğmadı. Bir programı, ortak bir bildirisi olmadı. Şairlerin çoğu birbirini tanımıyordu bile. Yazışmıyorlardı da. Sözgelimi ben Edip Cansever’le 1956’da, Turgut Uyar’la çok daha sonra tanıştım. İlhan Berk’le çok çok daha sonra. Sanırım metinlerin tanışması oldu. Ancak çok kişinin de katılmasıyla şiirsel bir devinim doğdu.”

3#

2008 yılında 90 yaşında hayata veda eden İlhan Berk İkinci Yeni’nin savunucularındandı: “Her gün Muzaffer Erdost‘la beraberiz. Ona da bir dergi verdiler. Zaten Cemal de onun arkadaşıydı. O da bir şiirini bir dergiye yazmıştı, ama biz görmemiştik, duyduk… O şiir hemen bizim kulağımıza geldi. Bizim dediğimiz Turgut Uyar ve ben. Ankara‘da iki kişiydik. O şiiri de hani ‘Ha ha ha‘ diye başlayan şiiridir. Bizim ilgimizi çekti. Bu arada bir gün dergiye ‘Elişi Tanrısına Mektup‘ diye bir şiir gelmiş. Muzaffer‘e bu şiirin kime ait olduğunu sordum, bilmediğini söyledi. Şiir Ece Ayhan‘a aitmiş. İşte dediğim gibi yerden bitercesine çoğaldı. Sonra ben bu işin savunmasına geçtim.”

4#

1928-1986 yılları arasında yaşayan şairimiz Edip Cansever de İkinci Yeni öncülerindendir. 1957 yılında çıkardığı “Yerçekimli Karanfil” kitabında bu akımın en güzel örnekleri bulunur. İşte bunlardan biri… Şiirin adı Kesin.

Gözlerim bir balığın onu tutma denizlerinde,
Gözlerim bir balığın.
Bir balık ellerimde
Balıktan bir göz ellerimde;
Kirpiksiz, tuzlu, kesin
Bakışları günlerce.

5#

Cemal Süreya ve Ece Ayhan’ın okul arkadaşı olan Sezai Karakoç da bir İkinci Yeni şairidir ve en çok bilinen şiiri Mona Roza’dır.

Açma pencereni perdeleri çek.
Mona Roza seni görmemeliyim,
Bir bakışın ölmem için yetecek.
Anla Mona Roza, ben bir deliyim,
Açma pencereni perdeleri çek…

6#

1925 ile 1985 yılları arasında yaşayan ve İkinci Yeni’nin öncülerinden olan Turgut Uyar kendi şiirindeki değişimi şöyle anlatmıştır: “Arz-ı Hal yayınlandığında yirmi yaşındaydım. Arabistan yayınlandığında ise otuz iki. Okuduklarım değişmişti, mekânım değişmişti. Türkiye’de yeni bir toplumsal-siyasal yapı oluşuyordu. Ben de bu yapı içindeydim. Değişmeler etkiliyordu ister istemez. Hazır bulduğumuz şiir belki yetmiyordu bu yeni oluşum içindeki insana. Yani bu değişim bir bakıma zoraki bir değişim değildi. Tam tersine kendini zorlayan bir eğilimdi. Yeni insana, daha doğrusu değişen insana yeni anlatım olanakları aramak çabasıydı.”

7#

İkinci Yeni Şiiri’nin yaşayan son şairlerinden Ülkü Tamer’i 2018 yılında kaybettiğimizde 81 yaşındaydı. Cemal Süreya’nın öncülük ettiği ve İkinci Yeni şiirlerinin en güzel arşiv kaynağı olacak Papirüs Dergisi’nin başlangıç hikâyesini şöyle anlatmıştı: “Papirüs’ü çıkaracağız, Cağaloğlu’nda küçücük bir handa ufacık bir oda tuttuk. Dergi 1500 liraya mal olacak, toplasanız ikimizde 50-60 lira ya var ya yok. Ne yapacağız diye düşünüyoruz. Yazılar hazır bekliyor, matbaaya verecek para yok. Evden küçük külüstür bir halı getirip sermişiz, bir tahta masa var ortada. Edip Cansever geldi bir gün sohbet ediyoruz. Bu halı iyi bir parça olabilir dedi, anlıyordu bu işten antikacı dükkânı vardı çünkü. Daha iyi anlayacak kişiyi çağırdı, o da, siz bu halıya basıyor musunuz deyip rulo yapıp götürdü. Sonra Kapalıçarşı’dan başka bir tanıdıkları gelip 2000 lira verdi bize. Derginin parası böylece çıktı.”

akin aksoy