Yukarı
Halkbank Kültür ve Yaşam
fade
32484
post-template-default,single,single-post,postid-32484,single-format-standard,eltd-core-1.1.1,flow-ver-1.4,,eltd-smooth-page-transitions,ajax,eltd-blog-installed,page-template-blog-standard,eltd-header-standard,eltd-fixed-on-scroll,eltd-default-mobile-header,eltd-sticky-up-mobile-header,eltd-menu-item-first-level-bg-color,eltd-dropdown-default,wpb-js-composer js-comp-ver-5.4.7,vc_responsive

RADYOAKTİVİTENİN İZİNDE: MARİE CURİE’NİN BİLİMLE ÖRÜLÜ YAŞAMI

Hayatta hiçbir şeyden korkmayın; yalnızca her şeyi anlamaya çalışın…” diyerek yaşamı boyunca bu anlayışın izinde kendini sürekli öğrenmeye adayan Marie Curie; bilim tutkusunu, sabrını ve merakını yaşamının merkezine yerleştiren bir araştırmacıydı. Bilim dünyasında açtığı yollar, yalnızca yaşadığı dönemi değil, sonrasını da etkileyen bir mirasa dönüştü. Nobel Ödülü’nü alan ilk kadın olmasının yanı sıra, bu ödülü iki farklı bilim dalında hak eden tek kadın ünvanını bugün hâlâ taşıyor. Yazımızda, Marie Curie’nin yaşamına, çalışmalarına ve radyoaktiviteye uzanan yolculuğuna dair merak edilen bilgileri derledik.

1#

Manya Sklodowska, 7 Kasım 1867’de Polonya’nın başkenti Varşova’da doğdu. Anne ve babası, eğitim tutkularıyla genç yaşta köyden başkente göç etmiş öğretmenlerdi. Annesini çocuk yaşta kaybeden Manya’nın hayatı, babasının siyasi sebeplerle görevden uzaklaştırılmasıyla daha da zorlaşmıştı. Tüm bu zorluklara rağmen Manya, liseyi birincilikle bitirip altın madalya aldı.

2#

Manya’nın en büyük arzusu bir üniversitede okumaktı fakat o yıllarda Polonya’da kadınların yükseköğrenime erişimi yasaktı. Bu nedenle gizli eğitim veren “Uçan Üniversite”ye katıldı. Ne var ki okumak için sürekli saklanmak ve şehir içinde oradan oraya yer değiştirmek bir süre sonra onu yormaya başladı; içten içe gerçek bir üniversitenin sunduğu imkânlara kavuşma isteği ağır bastı. Bunun üzerine kız kardeşi Bronya ile bir plan yaptılar: Manya çalışıp Bronya’nın okumasını sağlayacak, Bronya eğitimini tamamladığında ise onun üniversite masraflarını üstlenecekti.

3#

Manya, öğretmenlik yaparak yıllarca Bronya’yı destekledi. Bronya mezun olduktan sonra sıra ona geldi ve Manya, 1891 yılında Sorbonne Üniversitesi Fen Fakültesine kaydoldu. Varşova’daki “Manya”, Fransızcadaki söylenişiyle artık “Marie”ydi. Yoksulluk içinde okuyor, sobasız bir çatı katında derslerine sarılıyordu. Yine de matematik, fizik, kimya ve astronomiyle yetinmeyip müzik ve şiir derslerine de katıldı. Mezun olur olmaz fizikte master derecesi için girdiği sınavda birinci olması da bu çabanın kanıtıydı. Durmadı, bir yıl sonra matematikte master çalışmasına başladı.

4#

Marie, laboratuvarda tanıştığı Pierre Curie ile ortak çalışmalara başladı. Pierre, elektrik ve manyetizma üzerine yaptığı araştırmalarla genç yaşta dikkat çeken bir bilim insanıydı. Bilime adadığı yaşamı nedeniyle kadınlara mesafeli olan Pierre’in bu tavrı, Marie ile tanışınca değişti ve çift 1895 yılında evlendi.

5#

Eşiyle birlikte radyoaktivite üzerine çalışmaya başlayan Marie, Alman araştırmacı Wilhelm Conrad Röntgen ile Fransız fizikçi Henri Becquerel’in bulgularını temel alarak kendi araştırmalarını derinleştirdi. 1898’de Curie çifti, yeni bir element keşfettiklerini açıkladı. Marie, memleketine olan bağlılığını göstermek için bu elemente “polonyum” adını verdi. Aynı yılın sonunda, ikinci büyük keşifleri olan radyum elementini duyurdular. 1903 yılında Marie Curie, Pierre Curie ve Henri Becquerel, radyoaktivite alanındaki katkılarıyla Nobel Fizik Ödülü’ne layık görüldü. Böylece Marie, bu ödülü alan ilk kadın olarak tarihe geçti.

6#

1903’te Nobel Fizik Ödülü’nü Becquerel ile paylaşmaları, yıllardır biriken araştırma masrafı borçlarını ödemelerine olanak sağladı. Pierre Curie, Sorbonne Üniversitesine profesör olarak çağrıldı. 1906’da Pierre, bir seminerden çıkıp evine yürürken atlı bir arabanın altında kaldı ve olay yerinde yaşamını yitirdi. Sonraki dönemlerde kimi çevreler karşı çıkmış olsa da Pierre’in boşalan kürsüsü Marie’ye verildi. Böylece o, Avrupa Bilimler Akademisinde ders veren ilk kadın oldu. 1908’de Sorbonne Üniversitesinde profesör oldu ve 1910’da radyoaktivite üzerine temel tezini yayımlandı. Radyumu saf hâliyle elde etmeyi başarması ise, ona 1911 yılında, bu kez kimya alanında ikinci bir Nobel Ödülü kazandırdı.

7#

Curie’nin çalışmaları, cerrahi müdahalelerde kullanılacak X-ray cihazlarının gelişimi için büyük önem taşıyordu. Birinci Dünya Savaşı sırasında cephe gerisindeki askerlere hızlı teşhis olanağı sağlamak için taşınabilir röntgen cihazlarını ambulanslara kurdu; hatta çoğu zaman ambulans araçlarını kendisi kullandı. Radyoaktif maddelerin zararları o dönemde iyi bilinmediği için yıllarca önlemsiz çalışmıştı. Ayrıca savaş döneminde askerlerin röntgenini çekmesi X-ışını maruziyetini artırmıştı. 1920’lerden itibaren sağlığı kötüleşmeye başladı. 4 Temmuz 1934’te Fransa’da hayatını kaybetti. Ölüm nedeni, yıllarca işi gereği maruz kaldığı radyasyon sonucu gelişen aplastik pernisiyöz anemi olarak açıklandı.

8#

Curie’nin bilimsel mirası, kendi başarılarını aşarak sonraki kuşaklara da uzandı. Kızı Irène Joliot-Curie, yapay radyoaktivite üzerine yaptığı çalışmalarla 1935’te Nobel Kimya Ödülü aldı. Marie Curie böylece bilimin yalnız bir dönemini değil, geleceğini de şekillendiren bir öncü olarak tarihe geçti.

 209 okunma

Derya Ülkar