EL EMEĞİ, KÖKLÜ TARİH: YEMENİ ZANAATININ DÜNDEN BUGÜNE HİKÂYESİ
Yemeni, ülkemizin bazı yörelerinde kadınların başlarına bağladıkları, kalıpla basılıp elle boyanan geleneksel yazmayı ifade eder. Peki, aynı kelimenin kimi bölgelerde tamamen elde dikilen, ökçesiz ve hafif bir tür ayakkabı anlamına da geldiğini duymuş muydunuz? Anadolu’nun kültürel zenginliğini yansıtan bu iki ayrı tanım, aynı zamanda geçmişten günümüze taşınan el işçiliği ve zarafetin de birer simgesi. Tarih, gelenek ve zanaatın birleşiminden doğan, hâlâ ustaların ellerinde hayat bulan, yaşayan bir kültür mirası olan yemeni ayakkabılarının öne çıkan özelliklerini sizin için derledik.

Yaklaşık 650-700 yıllık köklü bir geçmişe sahip yemeniciliğin tarihi Yemenli Yemin-i Ekber’e dayanır. Adını ustasının maharetli ellerinden alan yemenicilik, Yemen’den Halep’e, oradan da Anadolu’nun dört bir yanına yayılır ve zaman içinde bir meslek grubunun doğmasına neden olur. Bu zanaatın ustalarına “yemenici” denildiği gibi, halk arasında ayakkabı tamircisi anlamına da gelen “köşker” sözcüğü de kullanılır. Hem halk arasında hem de Osmanlı saray çevresinde rağbet gören yemenicilik, Osmanlı Dönemi’nde sadece bir zanaat değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik yapının önemli bir parçasıdır. Esnaf ve zanaatkârların bir araya gelerek görüşme yaptığı alanlar olan loncalarda usta-çırak ilişkisiyle geliştirilen bu meslek, geleneksel ayakkabı üretiminin kuşaklar boyunca sürdürülmesini sağlar.

Doğal yapısı sayesinde hava geçirir ve ayağı terletmez, bu da mantar ve nasır oluşumunu önler. Üst ve alt taban arasındaki kil tabakası kötü kokuyu engeller ve rahatlık sağlar. Yemeni, dayanıklı tabanı ve esnek yüz kısmıyla ayağın şeklini alır ve uzun süre rahat kullanım sunar. Bu özellikleriyle yemeniler, özellikle sıcak iklimlerde çalışanlar ve askerler tarafından tercih edilmiştir.

Yemeniler plastik veya sentetik malzeme kullanılmadan, tamamen elle dikilir. İpliği çürümesin diye mumlanmış pamuk ipliği tercih edilir. Önce ters dikilir, sonra düz çevrilip kalıplanır ve kenarları dikilerek tamamlanır. Böylece kullanıma hazır olur. Yemeniler şekil, renk ve büyüklüğüne göre farklı isimler alır. “Halebi” modeli, köylerde kullanılır; burnu kıvrık, kulağı uzun ve renkleri genellikle mor veya kırmızıdır. “Merkup” modeli ise kısa yüzlü, kulaksız ve yuvarlak burunludur; genellikle şehirde tercih edilir ve siyah, mor, gül gibi renkleri vardır. “Eğri simli” modelin ucu yukarı kıvrıktır, gümüş tellerle süslenir ve genelde kadınlar, özellikle köylerde gelinler tarafından kullanılır.

Yemeni yapımı, incelikli el işçiliği ve yılların deneyimini gerektiren bir zanaattır. Bu sürecin her aşamasında farklı el aletleri kullanılır ve her biri, ustalığın ne denli titizlikle icra edildiğini gözler önüne serer. Çekiç, kösele ve deriyi düzleştirmek için kullanılan baş kısmı demirden, sapı ise tahta olan sağlam bir alettir. Örs, çelikten yapılmış kalıp şeklindedir ve çivilerin çakılması sırasında alttan destek sağlar. Kalıp çekeceği, yemeni kalıplarını forma sokmak için kullanılan özel bir araçtır. Masat, demirden yapılmış olup yemeni bıçaklarını hem temizler hem de bileyerek onları keskin ve işlevsel hâle getirir. Kerpeten, yanlış çakılan çivileri ve benzeri parçaları yemeniden çıkarmaya yarayan, iki tarafı kesici makas biçiminde tasarlanmış bir alettir. Dişli ise derinin kalıba geçirilmesini kolaylaştırırken; biz, ince saplı ve sivri uçlu yapısıyla dikim sırasında delik açmak için kullanılır.
1964 Gaziantep doğumlu Mehmet Orhan Çakıroğlu, ailesinden devraldığı 110 yılı aşkın yemenicilik geleneğinin 4. kuşak ustasıdır. Ata mesleğini babasının adıyla tescil ettirerek “Yemenici Hayri Usta” markasıyla sürdüren usta, çıraklar yetiştirerek bu kültürel mirasın devamını sağlamaktadır. “Amacımız mesleği yaşatmak ve bu değeri herkese sevdirmek.” diyen Çakıroğlu’nu ve ustalıkla yaptığı yemenileri videoda izleyebilirsiniz.
146 okunma




